Jean Michel Jarre

Temmuz 8, 2008

Jean Michel Jarre Jean Michel Jarre (1948 - …. )

24 Ağustos 1948′de Fransa’da doğan Jean Michelle Jarre, ünlü bir Fransız bestecisi olan babasının etkisiyle küçük yaşlardan itibaren piyano dersleri almaya başladı ve eğitimine devam etmek üzere Paris Konservatuara girdi. 1970′lere geldiğinde, Fransız sanatçıların peşinden koştuğu yenilik akımına uyan Jarre, o dönemlerde pek de sık rastlanmayan elektro-akustik müziğin öncülerinden oldu ve o dönemden sonra ürettiği müziklerde genellikle elektronik müzik aletlerini kullandı.

Günümüzde, dünya genelinde verdiği konserler ve milyonları aşan hayran kitlesiyle New Age ve elektronik müzik tarzları arasında müzik yapan önemli isimlerin başında gelmektedir.

Albümleri:

·La Cage (Disques Dreyfus, 1974)

·Deserted Palace (Disques Dreyfus, 1975)

·Oxygene (Disques Dreyfus, 1976)

·Equinoxe (Disques Dreyfus, 197 8)

·Le Chant Magnetique (Disques Dreyfus, 1981)

·Les Concerts En Chine (Disques Dreyfus, 1982)

·Synthesis (Disques Dreyfus, 1983)

·Zoolook (Disques Dreyfus, 1984)

·Rendez-vous (Disques Dreyfus, 1986)

·Live (Disques Dreyfus, 1987)

·Revolutions (Disques Dreyfus, 198 8)

·Huston Lyon (Disques Dreyfus, 1989)

·Live (Disques Dreyfus, 1989)

·En Attendant Costeau (Disques Dreyfus, 1990)

·Images (Disques Dreyfus, 1991)

·Chronologie (Disques Dreyfus, 1993)

·Hong Kong (Disques Dreyfus, 1994)

·Jarremix (Disque Dreyfus, 1995)

·Oxygene 7-13 (Epic, 1997)

·Odyssey (Disque Dreyfus, 199 8)

·Metamorpohese (Epic, 2000)

Bahattin Karakoç..

Temmuz 8, 2008

Bahattin Karakoç..

1930 yılında Kahramanmaraşın Elbistan ilçesinde doğdu. İlköğrenimini memleketinde yaptı. Adana Düziçi Köy Enstitüsü’nde okudu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nden mezun oldu. Kahramanmaraş’taki sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak çalıştı. 1982′de emekli oldu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdı. K.Maraş’ta Dolunay dergisini çıkardı. Her yıl düzenlenen Dolunay Şiir Şölenlerini başlattı. Beyaz Dilekçe adlı şiiriyle Türkiye Diyanet Vakfı Münacaat Yarışmasında birincilik kazandı. Şairin bundan başka ödülleri de var.

ESERLERİ
Mevsimler ve Ötesi, Seyran, Sevgi Turnaları, Ay Şafağı Çok Çiçek, Kar Sesi, Zaman Bir Beyaz Türküdür, ilk Yazda, Bir Çift Beyaz Kartal, Menzil, Uzaklara Türkü, Beyaz Dilekçe, Leyl ü Nehar Aşk, Şiir Burcunda Çocuk ve Dolunay Şiir Güldestesi.

LEYL Ü NEHAR AŞK

Hiç bulut yoktu ortalıkta birden peydah oldular
Serinlikle birlikte içime bir korku düştü
Dedim, menzile ulaşacaksan geç kalma acele tut
Sonra sellerle kapaklanırsın yere yüzüstü

Hani hasat sonrası tarlalardan topladıkları başakları
Yuvalarına nasıl kımıl kımıl taşırlarsa karıncalar
Ben de senin sevgini taşıdım yüreğimin doruklarında
Damıtılmış bir ömür boyu leyl ü nehar

Vakit gurûp vaktidir rüzgârsa hoyrat esiyor
Bir vâha görünmüyor ıhtı ıhacak deven
Yıldızlara bakıp bakıp ahkâm kesiyor
Kendi dikenleriyle taçlanan yorgun keven

Sor şu yol kenarındaki meyvesiz karaağaçlara
Kaç yolcu geçmiştir bu yollardan senden önce
Şu çeşme, şu ören, şu döşek tanıklık etsin
Aşk nedir, edeb’i erkânı nice

Alazsız, dumansız bir yangının ortasındayım
Sesim daha içimdeyken kavrulup dökülüyor
Yakınından geçseler bütün kuşlar kül olur
Yanan binam kerpiç kerpiç sökülüyor

Seni sevdiğimi yine gururla haykırıyorum işte
Gemi azıya alarak kişneyip kaçan ufuklara
Alnınızdaki beyazlık, ayaklarınızdaki seki benim sevgimdir
Benim sevgilimdir yeni besteler yapan sonsuzluklara

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Şiir Kurultayı

15. Geleneksel Dolunay Şiir Şöleni
Türk şiirinin ak sakalı Bahaeddin Karakoç’un 15 yıldır büyük fedakarlıklarla düzenlediği Geleneksel Dolunay Şiir Şöleni’nin 15 cisi Kahramanmaraş’ta gerçekleştirildi.Kahramanmaraş Sabancı Vakfı Kültür Sitesi’nde yapılan törende Bayram Bilge Tokel Bahattin Karakoç’tan bestelerinin de yer aldığı bir resital verdi. Türkiye’nin dört bir yanından 40′a yakın şair katıldı.Taşrada yapılan kültür ve sanat faaliyetleri içinde seçkin bir yer edinen Dolunay Şenliği giderek bir şiir kurultayı haline geliyor. __________________

Kartal Tibet

Temmuz 8, 2008

Kartal Tibet 1938 yılında Ankara’da doğdu. Uzun yıllar tiyatro oyunculuğu yaptı. Karaoğlan
filmiyle sinemaya geçti (1965). Tosun Paşa filmiyle de yönetmenliğe başladı.

Önemli filmleri: Ölmeyen Aşk, Dağlar Kızı Reyhan (Metin Erksan), Senede Bir
Gün (Ertem Eğilmez)- Yönetmen: Sultan (1978), Zübük (1980), Gol Kralı (1980),
Şalvar Davası (1983).

Black Sabbath

Temmuz 8, 2008

Black Sabbath Black Sabbath

İşe Heavy Metali tanimlayarak baslicam .Cunku o andan itibaren Black Sabbath’i anlatmaya baslamis olurum .Sabbath kendi dalinin babasidir , cehennemvari kompozisyonlariyla 70′lere ve 80′ lere damgasini vuracak ,elestirmenler ve anne ve babalarin tepkilerini gunumuzde hala almaya devam edicek bir tur yaratmistir.Sabbath muzigi bir ihtilaldir …

Black Sabbath `in elemanlari bir isci sehri olan Aston (Birmingham, Ingiltere) da birbirlerinden bir mil uzaklikta yetistiler ama cocukluk arkadasliklari pek de dotca degildi.Genc John Michael -Ozzy - Osbourne (3 Aralik 1948 ) mahallenin kabadayisi Frank Anthony -Tony - Iommy (19 Subat 194 8) tarafindan eziyet goruyordu. Ote yandan Terrance -Geezer (Egzantrik)- Butler (17 Temmuz 1949) ise gizem ve fanteziye kurulu bi dunyada yasayan fazlasiyla asik bir serseriydi. Uclude muzige birbirlerinden habersiz basladilar ve farkli gruplarda caldilar , ama caldiklari gruplar cabucak sonuyordu. Sonunda kendilerini davulcu William Bill Ward ( 5 Mayis 1948 ) la birlikte ayni grupta buldular. 1967 de `Polka Turk`u olusturdular. (vokalde Osborne ,Iommi gitarda, bassta Butler, davulda Wards , ritmik gitarda Jimmy Philips ve saksofonda Acker.)Philips ve Acker sonradan atildilar. Ve dortlu kendisini Earth |Blues Company| olarak adlandirdi. Bu adi daha sonra kisaltarak `Earth` yaptilar. Blues ve rock muzigi yapan grup bir cok yerel klupte calmaya basladilar ve hatta kendilerine kucuk bir izleyici kesimi edindiler. 1969 `da Iommi Jethro Tull ile birlikte calmak icin gruptan ayrilmasina ragmen birkac ay sonra yeni bir fikirle eski grubuna geri dondu. Insanlarin korkmak icin korku filmlerine para verdiren fenomenden etkilenen Iommi korkunc muzik yapmaya karar verdi.Tarihin degisimi basliyordu.Butlerin gizeme olan ilgisi ile gazlanan grup esrarli ve dusundurucu sozleri olan sarkilar muzigi insana korku veren sarkilar bestelemeye basladilar.Wicked World ve efsanevi sarkilarindan biri olan Black Sabbath’ida iceren Black Sabbath albumunu 1930 larin Boris Karloff filmlerinden esinlenerek yine ayni isimle Black Sabbath olarak cikarttilar. Sanirim kaderin tuhaf bir oyunu grubun gelismekte olan kariyerini nerdeyse durduracak bir olay tam tersine cevirdi grubu kendilerine ozgun bir yere kavusturdu.1970 de daha kendi isimlerini tasiyan albumlerini cikarmadan kisa bir sure once Iommi bir is kazasi sonucu sag elinin parmak uclarini yitirdi. Solak gitarist hassas parmaklariyla gitarin perdesine basmayi cok aci verici buldugundan gecici olarak plastik parmaklik takmaya basladi , ayrica daha alcak bir ses tonu vermek ve daha kolay calmak icin gitarin akordunu degistirdi. Sonuc sarkilarinin sozlerini yakalayan kasvetli , blues esintili temalarla birlesen derin , camurlu ve boguk bir sesti. Cogunlugu Butler tarafindan bestelenen sarkilar kotuluk, seytan, buyuculuk ve savas temalarina dayaniyordu . Black Sabbath 1970 de piyasaya cikti ve Ingiliz listelerinde 13. Siraya girdi. Arkasindan 1971 de bunu gercek bir Heavy Metal albumu olan Paranoid izledi. Bu albumde Osbourne`un feryat eden vokellerinin dehsetli karisimi Iommi’nin akici , surukleyici gitar rifleri Butlerin gumburdeyen basi Ward’in coskulu davulu albumu buyuk bir ticari basariya ulastirirken War Pigs , Paranoid ve 99 da Grammy de -Best Metal Perfermance - alan Iron Man gibi heavy metal klasiklerini cikarttilar .Paranoid isimli sarki aslinda Iommy’nin albumun sonunda kalan boslugu kapatmak icin aklindaki bir melodiyi diger elemanlara soylemesiyle ortaya cikmisti.Parcalari gonderdikleri plak sirketi Paranoid i o kadar begendiki gruba bile haber vermeden albumun ismini Paranoid olarak degistirdi.Paranoid Ingiltere listelerinde 1 numara olurken Amerika listelerinde 8 numaraya kadar cikti .Takribi 1 sene listelerde yer alan albumle grup hem Atlantigin iki yakasinda mukemmel ve atesli bir hayran kitlesi kazandi hemde platin plak aldi. Grubun seytani armonik sesleri ve yasam tarzlari basta bahsettigimiz tutucu organizasyonlar vede aile gruplari tarafindan nefretle izlenmeleri sonucunu dogurdu.Bugune kadar tum uyelerinin cogunlugunun sadik katolikler olmasina ragmen seytanin kilisesi (Church of satan) Black Sabbath in muzikini kucakladi ve grup uyeleri kendi bagli olduklari klise tarafindan seytana tapmakla suclandi .Alkol ve uyusturucuya dayali cilgin yasantilari haklarindaki soylentileri iyice arttirdi ve grup dunyadaki milyonlarca anne ve babanin korkulu ruyasi oldu. Daha sonra ayni yil Sweet Leaf adli ha$ha$ taraftari ` Into The Void` ve ` Children Of The Grave` destanlarindan olusan Master of Reality adli albumu 1971′in Agustosunda cikardilar.Master Of Reality Amerikan listelerinde ilk ona girdi ve neredeyse bir sene bestseller olarak kalmayi basardi. ` Volume 4` 1972 de yayinlandi. Los Angeles’taki Record Plant ta kaydedilen albumdeki sarki sozleri ha$ha$in faziletlerini surmekten kokainin yol actigi deliligi anlatmaya donustu.Aslinda bu grubun bir bakimada kendini anlatmasiydi. Bu albumde Supernaut ve Under The Sun gibi orjinal otesi , guclu sozlu sarkilara extra olarak melodik yonu agir basan ve grubun muziksel simgelerinden biri haline gelen Laguna Sunrise ve Cornucopia enstrumentalleri yer aliyordu. Heavy Metal’in onayli klasiklerinden birisi 1973′de yayinlanan Sabbath Bloody Sabbath Killing Yourself To Live , Looking For Today ve en son Metallica tarafindan coverlanan Sabbra Cadabra gibi tamamen asmis sarkilari ile Sabbathin artik bir firma oldugunun kaniti olup grup tarihinin zirve noktalarindan biridir.Ancak sunuda soyleyebiliriz bu Sabbathin son orjinal albumu ve son klasigidir. 1975′deki Sabotage yari istekli bir caba olmasina ragmen grubun duzenleyiciligi , soz yazarligindaki ustaliklarini ve yapimciligini bir kez daha tum dunyaya gosterdi. Synthesizers dunyasina talihsiz bir elektronik seyahatti Techical Ecstasy( 1976) ve grubunda cokus donemiydi. Bir yandan grup uyelerinin kisisel yasantilari kontrolden cikarken diger taraftan ic gerginlik 8. Albumu yazarken dayanilmaz bir hale gelmisti. 1977 de Ozzy gruptan ayrildi ve yerine eski Savoy Brown sarkicisi Dane Walker getirildi. Never Say Die (197 8) sarkisindan kisa bir sure once Ozzy gruba geri dondu ve bir sene sonra grubu temelli terk ederek 1980 ve 90 larda basarili bir sekilde tek basina kariyerini surdurdu.(Kim ne derse desin harika bir solo kariyeri vardir) Black Sabbath in gelecegi pek te pembe gozukmuyodu.Eski Rainbow ‘un solisti Ronni James Dio yu alan grup 80′lere -Heaven and Hell- ile umit verici basladi. Ama Dio’nun 1982 de ayrilmasiyla vokalist pozisyonu bir doner kapiya benzemeye basladi. (eski Deep Purple Ion Gillan, Glen Hugker ve Tony Martin ) 1986 da Butler ve Ward dahi Black Sabbath terketmisti. Sadece tek orjinal uye kalan lommi 1990 lara kadar album cikarmaya devam etti. 1997 de Osborne, lommi ve Butler ,Ozzy nin Ozzfest Summer Fest’ turunda davulda Faith No More dan Mike Bordin le tekrar sahnedeydiler. 4 Aralik 1997 de Ward Birmingham daki NEC Konser Salonunda onlara katildi. (1985 deki Live Aid de bir defalik sov ve 1992 deki kisa biraraya gelis sayilmazsa) bu 20 yildan beri ilk kez orjinal Black Sabbath tarafindan yapilan gercek bir sovdu.Bu sovda onemli noktalardan biriside Sabbath’in ilk gunki gibi heyecan ve istekle calmasinin yanisira Iommy’nin gozlerindeki gurur pariltisiydi.Sov sonunda yikilmamis bir komutan edasiyla Iommy , davulunun onunde egilen Wards ve Ward’in elini open bir Ozzy dikkatlerden kacmicakti. Sovdan secilen ve canli parcalardan olusan album 1998 de piyasaya cikarildi (Reunion) ve bunu Dunya capinda hala devam etmekte olan bir tur izledi.Grubun Reunion’da yer alan ve bonus olarak dusunulmus Psycho Man artik ellili yaslarini asmis bu dinazorlarin son hitleri idi. Evet size Sabbath i annattim .Hayir Sabbath i anlatmadim bir tarz nasil yaratilir onu anlattim .. Black Sabbath bir tarz i yaratmis ender gruplardan birisidir.Ve Black Sabbath gunumuzde hala yasanan geri kafaliliga bundan tam 30 yil oncesinden seslenmis bir gruptur.Sarki sozleri asktan sevgiden bahsetmeyebilir , kabul belki cok agresiftirler ama onlarin cocukluklari , yasamlari , haytin bu agresifligi icinde gecmistir.Ozzy 8 kardesiyle ayni odada yasayan , cocuklugunu ayni pantalonla tamamlamis okula gitmesi gereken yasta Birmigham in demir madenlerinde , sehir mezbahasinda calismistir. Onlarin hic bir zaman konserlerinde civcivleri ezdikleri , inekleri patlattiklari gorulmemistir.Bu konuda kayda gecen tek olay Ozzy ‘nin bir turne donusu sabah oten bir horozu tekmelemesi ve bir konserde sahneye atilan bir yarasa’yi Ozzy’nin oyuncak zannedip isirmasindan ibarettir.

Buyuk ihtimalle bundan sonra ne Iommy ‘nin insani cigrindan cikaran nagmelerini ne Ozzy’nin acili haykirisini nede Butler ile Ward’un patlayici ritm kesintilerini dinleyemicez.Onlar Birmigham’in isci sinifi ailelerinin Atlantik’in her iki yakasinda isimleri bilinen gururlari , Onlar muzik tarihinin kendinden sonrakilere en fazla ilham veren idolleri

Altan Erbulak

Temmuz 8, 2008

Altan Erbulak (1929-198 8) Karikatürist Oyuncu - Gazeteci - Şovmen

11 Kasım 1929′da Erzurum’da doğdu.Annesi,dini bütün bir ev kadını,sevecen ve hoş görülü. Babası Binbaşı .Altan’nın çocukluğu,babasının atanması ile ilgili olarak,Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde geçti. İlk okulu hemen her yılını farklı okullarda okudu.Alıştığı arkadaşlarından kopmak onu çok üzüyordu. Orta okulu Bakırköy orta okulunda bitirip,Işık Lisesi’ne yazdırıldı.(Anılarında Işık Lisesi’nden ve çoçuklu- ğundan detaylı olarak bahis ediyor.Lütfen bakınız.)Işık Lisesi’nde başarısız olup,Akademinin resim bölümü- Ne kayıt oldu.Akademiyi bitirmeden onbaşı olarak askere gitti.Altan’nın babası da resim yapardı. Babası emekli olduktan sonra Bakırköy’de,Kartal Tepe Mahallesi Muhtarı oldu.Zengin değillerdi ama iki çocuklarını örselenmeden büyütmeyi başardılar.Altan’nın Bilgi adında bir kız kardeşi var. Bakırköy’de oturlarken Münir Özkul,Sadri Alışık ve Altan Karındaş ile,trende gidip gelirken skeçler oynar Komiklikler yaparmış.Aile arasında da tuhaflıklarını zevkle izlerlermiş.Sahneye ilk defa 1955 yılında cep Tiyatrosunda amatör olarak çıktı.aynı. yıl Altan Aşkın’la evleniyor.Kızı (altan) Ayşe Erbulak doğuyor (Ayşe bir Norveç’li evli orada yaşıyor.)1957 yılında Haldun Dormen’le tanışıyor.Bir kereliğine Küçük Sahne’de Dormen Tiyatrosu’nda Erol Günaydın ile Teyzesi adlı oyunda,kel bir uşak oynuyor ve bir daha tiyatrodan Kopamıyor.

1962 yılında Dormen Tiyatrosunda -Ayı Masalı-adlı oyunda tanışarak Füsun Şahin’le 21 Şubat 1964 te ikinci evlliğini yaptı. Bu evliliğinden 20 Ekim 1975 te Seviç Erbulak doğdu. (Şehir Tiyatrosu sanatçısı ,oda babasının yolunda dizilerde oynuyor,ödüller alıyor.) 1970 yılına kadar Dormen Tiyatrosunda profesyonel olarak çeşitli roller oynadı ve bu arada birçok oyun yönetti. Misafir olarak Münir Özkul tiyatrosun’da,1969′da İstanbul Devlet Opera Balesi’nde konuk oyuncu olarak Güngör Dilmen’in baş yapıtlarından Midas’ın Kulakları’nda ‘Berber Başını’ oynadı.Bir iki ay sonra Kültür Sarayı yandığında,Taksim meydanında bir saat yangını ağlayarak izledi.Onu birde yıllar sonra babasının ölümüyle oğullarının doğar doğmaz ölmeleri ağlattı.Bunun dışında limonu limonata yapan,son derece neşeli,anlayışla bir kimlik sergiledi.Pembe gözlüklüydü ama her şeyi içine attı.

1971-1979 yılları arasında Metin Serezli ile birlikte Koca Mustafa paşa Çevre Tiyatrosu’nu kurdu.Buradaki bütün oyunlarda rol alıp,bir kaçını da yönetti.Ünlü bir ikilinin o yıllarda Beyoğlu-Şişli dışında tiyatro açması ilk defa gerçekleşiyordu.İkinci bir ilk ise -Yüzsüz Zühtü- Kandemir Konduk’un oynanan ilk oyunu olması idi. 1982′deEgemen Bostancı’nın teklifi üzerine -Yedi Kocalı Hürmüz-de Kekeme berberi oynadı.Uzunca bir süre yalnız gazetecilik,karikatüristlik yaptıktan sonra Haldun Dormen’in Pangaltı’daki tiyatrosunda Necati Cumalı’nın -Her Evde Hır var-adlı oyununda görev aldı.Belli aralıklarla Maksim Gazinosunda şov yaptı. İki kez daha tiyatro kurma girişiminde bulundu.Venüs Tiyatrosu’nda Erol Günaydın ile birlikte Bit Yeniği- ni adapte edip -Bit Yeniğimi?-adı altında oynadı.Bir de Aksaray Köşe Başı Tiyatrosu’nda -Fehim Paşa konağı-nı sahneye koydu,Yedi Bela Rasim adlı kabadayı rölünüde üstlendi.Fehim paşa rölünü Mete İnselel oynadı.Salon Çevre Tiyatrosu sahibi Hasan Zengin’e aitti.1986 yılında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı.-Yanımdaki Yatak -adlı oyun bir dram sayılırdı ve orada ilk kez ciddi,dramatik bir rol oynadığı için çok mutluydu.Seyirci ilk kez kendisine gülmüyordu.1 Mayıs1988 yılında Dünyalar adlı oyunu oynadıktan sonra ertesi gün çıkacağı Almanya turnesinin hazırlıklarını yaparken aramızdan ayrıldı.Sahnede öldü diyebiliriz.

Hadi Çaman Tiyatrosu’nda -Aziz Name-oyunu yönetti ve Dekorunu yaptı. Dormen Tiyatrosu’nda -Puntila ağa İle Uşağı Matti-dekorunu gerçekleştirmiştir. Çevre Tiyatrosu’nda Teknik ekiple çalışır,baş tekniksiyen Selahattin Ustayla dekorları bir fiil sabahlara kadar boyar çakardı.Tam bir teknoloji hastası idi en son çıkan çıhazları kendisine ve tiyatroya hemen alırdı. Eskilerin alaylı dedikleri bir oyuncu idi.Ama İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca ve benzeri ustalarla,usta çırak ilişkisini,ölünceye kadar sürdü.

Film TV Çalışmaları

Uzunca bir süre,yani 1962 yılına kadar Yeşil çam’da çok sayıda filmde rol aldı.Muhterem Nur en sevdiği film Oyuncusudur. Çitlenbik adlı birkaç bölümlük filmde yoksul,iyi yürekli köylü tiplemesiyle dikkati çekti. Feryat Filminde sonra 1960larda Filiz Akın’la film çekti.Bir filminde Gönül yazarla yatağa gireceği için sık sık yıkanır Olmuştu. TV Çalışmalarını sıralamak mümkün değil.Çok sayıda program sundu. Tatlı Yiyelim Tatlı Konuşalım bunlardan biri yanlızca.Ahmet Üstel’in yazdığı parodilerde,özellikle Atılgan Ailesinde oynadı. Egemen Bostancı’nın müzikalleri televizyonda gösterildi. Bunlardan en renklisi Sezen Aksu Aile Gazinosu İdi.Yılbaşlarında skeçler yaptı.Televizyona tutkundu. Bilen Şöför Kazanıyor Halit Kıvanç ile birlikte,uzun yıllar sundu.Bu programda moral hocası oluyordu .Soruları Halit Kıvanç soruyordu.

Gazetecilik-Karikatüristlik

1947de Her Gün gazetesinde Karikatürist olarak çalışma hayatına atıldı.Sonra sırası ile Vatan ,Yeni Sabah, Milliyet ve çeşitli dergilerde karikatür çizdi. Karikatüristlik-Gazetecilik hangisi esas mesleğim bilemiyorum Derdi.Tiyatroculuk ve gazetecilik kızları gibiydi.Dizi halinde yıllarca süren çizimlerinden bazıları: Cafer’le Hürmüz (Münir Özkul-Heyacan Başaran’dan esinlenerek.) Taş Arabası,Yuki (Orhan Boran’nın radyodayarattığı Tipi dergi olarak çizdi.)
1958 yılında ,Yeni Sabahta Gazetesinde çalışırken ,bir hafta boyunca Medrano Sirkinde palyaçoluk yaptı. Teoman Orberk bu macerayı resimlerle ölüsüzleştirdi. Bir Başka Dünya adı altında Sirkteki günlerini Kaleme alıp, karikatürledi.
Anıları Nalıncı Keseri yada Ben Bir yalancıyım adlı bir kitapta topladı. Ölümünden sonra Delikır ile Kırmızı başlıklı seyirci adı altında Füsun Erbulak tarafından kendi anıları ıle birlikte bastırıldı. Bir de bilgi yayın evinin bir çocuk kitabında bu anılardan Füsun Erbulak tarafından alıntılar yapıldı. Uçuç Böceği ile Delikır Kiracı ve Taş Arabası adı altında karikatürlü yazılarını içeren iki kitabı Parantez yayınlarından çıktı. Şu ara Yalvaç Ural kapsamlı bir albümünü hazırlamakta. Ödülleri:
‘ın gazetecilik ve karikatürlerinden ötürü çok sayıda ödülü var.Oyunculuktan İlhan İskender ödülünü Küçük Sahnede oynadığı İkinci Baskı’daki Canavar Cafer rolü ile.(Buradaki kabadayıyı Kahvedekilerle sohbet ederek çalışmıştı. Sustalının nasıl açılıp kapanacağını öğrenmek istediğinde,kendisine Dersi veren kabadayı, Olmadı,demiş.Bunu açınca kapatmayacaksın.)
Ekspres Altın Heykel 1969
Ekspres Altın Heykel 1970
Ekspres Altın Heykel-Yılın en iyi erkek tiyatro sanatçısı 1971
İsmail Dümbüllü 1982-1983 yılının en başarılı sanatçısı
Gazeteciler Cemiyeti- Türk Spor yazarları Derneği
Spor Yazılarında 25.Yıl 1971

Kaynak:Füsun Erbulak

filmleri

Filmleri - Oyuncu (25 Film)
Güneşten De Sıcak / Sarı Güneş 1987
Homodi 1987
Gülümseyen Dünya 1984
Deliler Koğuşu 1981
İbişo 1980
Bir Annenin Gözyaşları 1967
Bozuk Düzen 1965
Güzel Bir Gün İçin 1965
Bilen Kazanıyor 1965
Cici Can 1963
İki Gemi Yanyana 1963
Barut Fıçısı 1963
Ölüm Pazarı 1963
Fosforlu Oyuna Gelmez 1962
Yumurcak Faka Basmaz 1962
Bardaktaki Adam 1962
Geçti Buranın Pazarı 1962
Bülbül Yuvası 1961
Yaman Gazeteci 1961
Seni Benden Alamazlar 1961
Yeşil Kurbağalar 1960
Feryat 1959
Çitlenbik 1958
Bana Gönül Bağlama 1958
Gelin Ayşem

Selçuk Parsadan

Temmuz 8, 2008

Selçuk Parsadan Selçuk Parsadan (1952, İstanbul - 2006, İstanbul), bir dönem büyük dolandırıcılıklar yaparak haber konusu olan Türk dolandırıcı.

93 Harbi’nde Kafkasya’dan göç eden Çerkez kökenli bir aileden gelen Parsadan’ın dedesi Beyoğlu Polis Müdürü, babası Kadıköy Emniyet merkez memuruydu. 1953 yılında polislikten ayrılan baba Sabahattin Parsadan, dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in vazgeçemediği isimlerden birisiydi. Menderes’in gönüllü yakın korumalığını üstlenmiştir.Selçuk Parsadan’a göre babası -Başbakan’ın aşk hayatını organize ediyor, sevgilileri ile buluşmalar ayarlıyor ve masraflarını örtülü ödenekten karşılıyordu. Emniyetten ayrıldıktan sonra Türk Basın Ajansı adına bir gazete çıkartan Baba Parsadan, Başbakanla yakınlığı sayesinde çok sayıda abone bulabiliyor, düzenlediği sahte baloların davetiyelerini satıyordu-[1]

Selçuk Parsadan 1972 yılında askerliğini İzmir’de havacı olarak yapar, terhis olduktan sonra da amcasının yardımıyla ile Etibank’a girer. 2 ay sonra istifa eden Parsadan bir yandan Galatasaray Spor Klübü’nde basketbol oynamaktadır. Ancak geçirdiği verem hastalığı nedeniyle form kaybına uğrar ve takımdan kesilir. 12 Eylül sonrasında Selçuk Parsadan Halkçı Parti’ye girer.Parsadan bir süre sonra Halkçı Parti Beyoğlu İlçe Başkanı olur. Sinema ve sahne sanatçıları ile ilişki kuran Parsadan bu dönemde bazı sanatçıların menejerliğini de üstlenir. 1984 yılında babasının Türk Basın Ajansı’nın başına geçen Selçuk Parsadan, 1993 yılında Ajansı Ankara’ya taşır ve küçük çaplı dolandırıcılık işlerine başlar. Sinema sanatçısı Perihan Savaş’ın adını kullanarak, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i, Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan’ı, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i, Adnan Polat’ı, dolandıran Parsandan, asıl büyük vurgunu örtülü öndenekten aldığı para ile yapacaktır.

2 Kasım 1995 günü emekli Orgeneral Necdet Öztorun’un sesini taklit eden Parsadan, Tansu Çiller’i telefonla arayarak, ‘Kemalistler Derneği’ için 5 buçuk milyar lira ister. Para ertesi gün Başbakanlık Örtülü Ödeneği’nden Parsadan’ın hesabına yatırırlır. Olayın emniyet tarafından öğrenilmesinin ardından Parsadan 10 Mayıs 1996′da Edremit, Balıkesir’in Altınoluk kasabasına gider ve gizlenir. Bu arada cep telefonu ile canlı olarak bağlandığı televizyon programlarında Çiller için safbayan tanımlamasını kullanan Parsadan, -hükümet destekli ülkücü mafyanın-(Parsadan’ın deyimiyle) peşinde olduğunu bildiği için hayatından da korkuyordu.

Cep telefonu görüşmelerinden Parsadan’ın Altınoluk’da gizlendiğini tespit eden polis yetkilileri, düzenledikleri bir operasyonla ilçedeki 4000 evi tek tek arayarak 21 Mayıs 1996 günü Parsadan’ı yakalarlar.

Mahkemede basına ve hakimlere yönelik sert davranışları ile davanın sürekli gündemde kalmasını sağlayan ve bu yolla hayatını garanti altına alan Parsadan, 1997 yılında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Örtülü Ödenek davasından 6 yıl 3 ay, mahkemeye hakaretten 2 yıl ve başka bir dolandırıcılık davasından 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Bayrampaşa Cezaevi’nden Afyon Cezaevi’ne nakledilen ve Sabancı Suikastı davasının sanığı, DHKP-C itirafçısı Mustafa Duyar ile aynı koğuşta kalan Parsadan 1999 yılında kime düzenlendiği hala aydınlatılamamış bir saldırıda ağır yaralandı. Parsadan, Mustafa Duyar’ın Karagümrük Çetesi mensuplarınca öldürüldüğü saldırının asıl hedefinin kendisi olduğunu ileri sürdü.

İnfaz yasasına göre 4 yıl 8 ay 28 gün cezaevinde kalan Parsadan 19 Şubat 2001 tarihinde tahliye edildi.

Yakalandığı omurilik kanseri sebebiyle tedavi gören Parsadan, 25 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde öldü.

James Augustine Aloysius Joyce James Augustine Aloysius Joyce (1882 - 1940)

James Augustine Aloysius Joyce 1882 yılında Dublin’de doğdu. Cizvit okullarında eğitim gördü; Dublin’deki University College’de felsefe ve modern diller okudu. 1900′de, henüz üniversite öğrencisiyken Ibsen’in oyunu üzerine kaleme aldığı uzunca yazı Fortnightly Review dergisinde yayımlandı.

O sıralar, daha sonra Chamber Music (Oda Müziği) adlı kitapta toplanacak olan lirik şiirlerini yazmaya başladı. 1902′de Dublin’den ayrılıp Paris’e gitti; ama ertesi yıl ölüm döşeğindeki annesini ziyaret için tekrar İrlanda’ya döndü. 1904′ten sonra Nora Barnacle’la yaşamaya başladı. 1905′ten 1915′e kadar Trieste’de yaşadılar. Joyce, Trieste’de Berlitz Scholl’da İngilizce öğretmenliği yaptı. Dublinliler, 1914 yılında İngiltere’de yayımlandı. Joyce, 1915′te tek oyunu olan Sürgünler’i yazdı. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi 1916 yılında yayımlandı. Aynı yıl Joyce ve ailesi Zürih’e taşındı.

Büyük bir yoksulluk içinde yaşadıkları Zürih’te Ulysses üzerine çalıştı ve bu kitap Little Review adlı bir Amerikan dergisinde dizi halinde yayımlanmaya başladı. Dizileştirme 1918′de başladı, ancak kitap hakkında dava açılması nedeniyle 1920′de diziye ara verildi. Ulysses kitap olarak ilk kez 1922′de Paris’te basıldı; Joyce ailesi iki büyük savaş arasında Paris’te kaldı. 1939′da, Finnegan’s Wake (Finnegan’ın Uyanışı) basıldı. 1940′ın Ocak ayında James Joyce öldü. Portre’nin ilk taslağı Stephen Hero yazarın ölümünden sonra, 1944 yılında basıldı.

Cemal Tollu

Temmuz 7, 2008

Cemal Tollu

Türk ressamıdır (1899-1968). İstanbul’da dünyaya gelen Cemal Tollu, Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki öğreniminden sonra Avrupa’ya gitti; Andre Lhote, Hans Hoffmann, Fernand Leger ve Gromaire gibi ünlü hocaların atölyelerinde çalıştı (1929-1932). Dönüşünde Güzel Sanatlar Akademisi’nde Leopold Levy’ye yardımcı ve Resim Bölümü şefi oldu.
Başlangıçta Avrupalı ünlü hocaların etkisiyle konstrüktivist ve kübist eserler yapan Cemal Tollu, sonra Hitit sanatından esinlenmeğe yöneldi.
Cemal Tollu aynı zamanda bir heykel sanatçısıydı. Ama bu bakımdan verimi birkaç büstten öteye geçmedi. Ne var ki heykel sanatına duyduğu ilgi resimlerini etkilemiş, kendine özgü resim üslûbunun oluşmasında rol oynamıştı. Bu nedenle onun resimleri, üç boyut üstüne kurulu bir düzende değil, taşa yontulmuş alçak kabartmalar gibi yüzeysel bir görünüm veren bir resim-heykel bireşimidir.
Cemal Tollu aynı zamanda başarılı bir sanat yazarıydı. Yunan Mitolojisi ve Şeker Ahmet Paşa gibi kitaplarından başka, gazetelerde yıllarca haftalık eleştiri, inceleme ve denemeler yayımladı.
Bazı Eserleri
Köylüler, Portakal Bahçeleri, Kurban, Mevleviler, Köye Mektup, Balerin, Zeytin Ağacı.

Jerome David Salinger

Temmuz 7, 2008

Jerome David Salinger Jerome David Salinger (1919 - …. )

J. D. Salinger (Jerome David Salinger) 1 Ocak 1919′da New York’ta doğdu. Manhattan’da, az sayıdaki söyleşilerinden birinde söylediği gibi, 1951′de yayımlanan ve bugün bir ‘modern-klasik’ sayılan tek romanı ‘The Catcher in the Rye’daki Holden Caulfield’ın çocukluğuna oldukça benzeyen bir çocukluk geçirdi. 1934-36 arası Valley Forge Askeri Akademisi’ne, 1937-38 arası Ursinus College ve New York Üniversitesi’ne gitti, 1939′da Üniversitesi’nde yazı derslerine katıldı. 1941-48 arasında ‘Colliers’, ‘Esquire’ ve ‘Cosmopolitan’ gibi zamanın ‘şık’ dergilerinde yirmi öykü yayımladı, ancak 1954′ten beri bunların yeniden yayımlanmasına izin vermiyor. (Yine de, 1974′te korsan bir basım yapıldı)

Salinger, Zen-Budizm öğretisinden etkilendi ve bunu yazdıklarına da yansıttı. ‘Yeni Dönem’ öykülerinden oluşan ‘Nine Stories’ (İngiltere’de For Esme ‘ With Love and Squalor (Esme için ‘ Sevgi ve Sefaletle)) 1953′te yayımlandı.

Salinger, 1950′lerin ikinci yarısından itibaren ‘New Yorker’da yedi ‘tuhaf’ kardeşli Glass Ailesi’nin birbirine bağlı ‘uzun öykülerini’ yayımlamaya başladı. Bu dizi öykülerin ilk ikisini ‘Franny and Zooey’ adıyla 1961′de, sonraki ikiliyi ise ‘Raise High the Roof Beam, Carpenters and Seymour: An Introduction’ adıyla 1963′te kitaplaştırdı. Glass Ailesi’ne ait yayımlanan son öykü olan ‘Hapworth 16, 1924′ ise ‘New Yorker’ın 16 Haziran 1965 tarihli sayfalarında kaldı.

Salinger, 1963′ten beri yeni bir kitabı çıkmamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

Türkçede J. D. Salinger: The Catcher in the Rye: Gönülçelen (Çev.: Adnan Benk); Çavdar Tarlasında Çocuklar (Çev.: Coşkun Yerli, YKY, 1997). Franny and Zooey: Franny and Zooey (Çev.: Ömer Madra, YKY, 1993). Nine Stories: Dokuz Öykü (Çev.: Coşkun Yerli,YKY, 1993; kitaptaki beş öykü daha önce Müfide Pekin çevirisiyle ve Titrek Bacanak adıyla kitaplaşmıştı). Raise High the Roof Beam, Carpenters and Seymour Bir Giriş (Çev.: Coşkun Yerli ve Sevin Okyay, YKY, 1999).

Bahaeddin Bediz..

Temmuz 7, 2008

Bahaeddin Bediz.. Girit’in Müslüman kimliğini yansıtan fotoğraflar eve dönüyor
Zaman 23 Şubat 2007

”Girit’i ilk fotoğraflayan adam” olarak tanınmasının yanında tarihçilerin ismi üzerinde ”ilk Müslüman fotoğrafçı” şeklinde anlaştıkları Rahmizade Bahaeddin Bediz’in 100 yıl önce oluşturduğu kartpostallar, yeniden topraklarına dönüyor.

Bahaeddin Bediz’in (1875-1951) 1909 yılında Girit’ten İstanbul’a dönerken bütün malzemeleriyle birlikte fotoğrafhanesini devrettiği Hamza Rüstem’in kuşaktan kuşağa sürdürdüğü görsel mirasın son temsilcisi Mert Rüstem, büyükbabasının ustasının kartpostallarını, çekildiği yerde sergilemeye hazırlanıyor.

Hamza Rüstem Fotoğrafçılığın sahibi Mert Rüstem, 1871 Girit Kandiye doğumlu olan büyükbabası Hamza Bey’in Namık Kemal’in bir piyesini arkadaşlarına yazdırırken jurnallenmesi sonucu Fizan’a sürgününde Girit’e kaçmayı başarmasıyla başlayan 100 yılı aşkın fotoğrafçılık öyküsünü anlattı.

Girit’teki İngiliz kampında seyyar satıcılık yaparken, ilk Müslüman fotoğrafhane sahibi Bahaeddin Bey’in dikkatini çeken Hamza Rüstem’in, karın tokluğuna bu mesleği öğrendiğini bildiren Mert Rüstem, şöyle devam etti:

”Rahmizade Bahaeddin Bey, Girit tarihinde önemli bir köşe taşıdır. Girit’i peyzajıyla, halk ve kent yaşantısıyla, oradaki askeri birlikleriyle, köylüsü kentlisiyle kartpostallara dökmüş. 205 adet bilinen Girit kartpostalı koleksiyonu oluşturmuş. Günümüzde çok ciddi Yunanlı fanatikleri var. 1 Bahaeddin kartpostalı, 500 ile bin avro arasında açık artırmalarda satılabilmektedir. Özel numaralı olanları çok daha ciddi rakamlara alıcılar bulmaktadır.”

Bahaeddin Bey’in meşrutiyetin ilanıyla birlikte hürriyetin geldiği düşüncesiyle İstanbul’a gitmeyi kararlaştırdığında Girit’teki fotoğrafhanesini yanında çalıştırdığı Hamza Rüstem’e içindeki bütün malzemeleriyle devrettiğini belirten Mert Rüstem, iyi bir eğitim alan ve 6 dil konuşabilen dedesinin bu geleneği ”Bahaeddin Fotoğrafhanesi Sahibi Hamza Rüstem” adıyla ve büyük bir ciddiyetle sürdürdüğünü anlattı.

YAŞAYAN FOTOĞRAFHANE

Mübadeleye kadar Girit’te binlerce kişinin fotoğraflarını çekerek yaşamını sürdüren dedesinin, bu tarihten sonra İzmir’e yerleşerek açtığı fotoğrafhanesinin son sahibi olduğunu belirten Mert Rüstem, şunları kaydetti:
”Fotoğrafhaneyi ve malzemeleri tek başlık altında topladım. Şu an koleksiyonumuzun Türkiye’nin en zenginlerinden olduğuna inanıyorum. Koleksiyonumuz öncelikle yaşayan bir fotoğrafhanenin özeti. Ayrıca malzemeler Türkiye topraklarından satın alınmıştır. Sadece fotoğraf makinesiyle değil, bir fotoğrafhanede olması gereken her şeyle (zamanın terazisinden, agrandizöre, ölçü kabına kadar) ilgileniyorum. Yaklaşık 800 parça fotoğraf makinesi, aksesuvarı, dokümanlar, geçmişe ait dergiler, teknik bilgileri de saklıyorum.”

Mert Rüstem, koleksiyonunda İzmir’deki Hamza Rüstem fotoğrafları, Bahaeddin Bey’in 160 parça kartpostalıyla babası ve amcalarının özel kartpostallarının bulunduğunu ifade ederek, büyük yangından sonra tarihine ilişkin birçok malzemesi de yok olan İzmir’in Cumhuriyet öncesi fotoğrafhaneleriyle ilgili bulabildiği 300 eski fotoğrafı topladığını anlattı. Rüstem, ”İzmir’in eski kent yaşamı fotoğrafı çok az. Bunları ayrı bir sergi ve yayın konusu yapmayı düşünüyorum” dedi.

”DEDEMİN TOPRAKLARINDA SERGİLENECEK”

Mert Rüstem, her koleksiyoner gibi elindeki arşivi kendisine saklamak istemediğini, bu amaçla dedesinin doğduğu Girit topraklarında bir sergi açmak için girişimlerde bulunduğunu, ancak bugüne kadar bir sonuç elde edemediğini belirterek, yakın bir zaman önce gelen davetle amacına çok yaklaştığını kaydetti.

Girit Kent Tarihi Müzesi kreatörlerinden Angelina Baltazi ile tanışması sonucu geçen yıl açılan 1899-1940 Girit Kent Görüntüleri Tarihi Sergisine bazı fotoğraflarıyla katıldığını belirten Rüstem, müzeden 30-31 Mart günlerinde yapılacak serginin devamı niteliğindeki sempozyuma sunumda bulunması için resmi davet aldığını bildirdi. Rüstem, ”Sempozyumda Fotografion Bahaeddin Hamza Rüstem isimli 50 fotoğraftan oluşan sunumu Türkçe yapacağım. Önümüzdeki yıllarda da projeyi zenginleştirerek, elimizdeki fotoğraf ve malzemeleri Girit’te sergilemeyi istiyorum” dedi.

Girit’in genel tarihindeki fotoğraflarda Bahaeddin Bediz ile Hamza Rüstem’in isimlerine yer verildiğini, müzede Hamza Rüstem köşesi organize edildiğini anlatan Mert Rüstem, ”Giritliler, geçmişlerine çok bağlılar. Sürekli araştırmalar yapıyorlar, eskiyle ilgili her şeyi topluyorlar. 400 bin nüfuslu adada, birden çok kültür merkezi bulunuyor” diye konuştu. __________________